Gökyüzünde iki ay birbirine bakarak, tüm güçleriyle güneşi yansıtıyordu. Güneş yine batmıştı.
Gezegende geceleri çok soğuk olurdu. Hava karardıktan sonra tüm Satürn halkı dağ evlerine çekilirdi. Dağlarda yaşam çok tekindi. Kaç ya da savaş durumunda yaşayan Satürnlüler çok zor hayatlardan geçerler, her şey yolunda giderse bir elli sene yaşayabilirlerdi.
Dağlarda yaban keçileri ve yaban otlarıyla beslenirlerdi. Evlerinin yanı başında ateş yakarlar, keçi etlerini iyice kızartırlardı.
Tüm günleri inziva halinde geçerdi. Tanrı’ya çok bağlıydılar. Her sabah uyandıklarında Satürn’de tekrar hayatta oldukları için şükretmeyi ihmal etmezlerdi. Gün boyunca meditasyon yaparlar, akşam güneş batmadan topluluk halinde sohbetler ederlerdi.
Yazı yazacak defterleri, kalemleri yoktu. Geleneklerini, kolektif hatıralarını dilden dile aktarırlar, on bin yıllık geçmişlerinde, neşe içinde yaşamışlar, aileler kurmuşlar, çocuklarını büyütmüşler, uygarlıklarını geliştirmeye çalışmışlardı.
Aralarında Satürn’ün Sokrates’i, yarı hekim yarı psikolog, fizikçi, masal anlatıcı aynı zamanda din adamı olan Heki, kısa boylu çirkin mi çirkin bir adamdı. Heki o gün bir hastasını görecekti.
Hastası yirmi beş yaşlarında tipik Satürnlü, mavi gözlü kumral saçlı, bekar, hoş sohbetli fakat vereme yakalanmış bir adamdı.
Heki’nin yanı başında, ateşin yanında oturdu. Söze nereden başlayacağını bilmiyordu. Aslında hastalığı belliydi. Maladi D’amour. Aşk hastası.
Satürn’de aşk olur mu diyen, yüzünüzü ekşiten ifadenizi görür gibiyim. Merak ediyorsunuz değil mi? Az durun, ben de neler olacağını sizler kadar merak ediyorum.
-Heki lafa nereden başlayayım?
-Aklına gelen ilk cümleyle.
– Yanıyorum. Hera’ya aşkım on yıldır devam ediyor. Onu o dağ evinde ateş yakmak için çıkarken, her gün izlerim.
– Her gün mü?
-Her gün. Yavaşça yürür o endamlı saçlarını sol yanına alır. Her zaman bakımlıdır. Yalnız başına yaşar. Anne babasına ne olduğunu köyde kimse bilmiyor. Kendimi bildim bileli, çocukluğumdan beri ona aşığım.
Ergenliğimi bitirip Satürn’de Bar mitvzva yaptıktan sonra (Satürnlüler de Yahudilerin tanrısına inanırdı) onu daha çok görür oldum. Yıllar içinde boy attı, güzelleşti. Hashem tanığım ki ona olan tutkum, isteğim hiç bitmedi. Akşam sohbetlerinde ona yaklaşmaya çok çalıştım. Ama yapamadım. Ona açılmayı çok isterdim.
Hep ona konuşma anını bekledim. Her gün ateş yakmaya gideceği zamanı bilirdim, onu uzaktan izlerdim.
Yıllar geçti, aylar geçti. Artık sabahları uyanmak istemiyordum. Satürn başıma yıkılmıştı sanki. Hıçkıra hıçkıra ağlar, gün boyu yataktan çıkmazdım. Yemek yemez olmuştum. Ona olan sevgim bir kara sevdaya dönüşmüştü. Çevredekiler de halimi görüyor, çok üzülüyorlardı. İşte bu hastalığa böyle yakalandım.
-Şimdi beni iyi dinle. Öncelikle bu vereceğim otları her sabah kaynatıp içeceksin. Bu şurubu da akşamları yatmadan önce bir Satürn kaşığı (Çorba kaşığından daha büyüktü) dolusu içeceksin. Bunlar seni ayağa kaldıracak.
Şimdi rahatlamanı istiyorum. Başından ayaklarına doğru tüm vücudun gevşiyor. Nefesin yavaşlıyor. Düşüncelerin, zihnin gevşiyor. Şimdi çok rahatsın. Çocukluğuna doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Şimdi söyle ilk hatırladığın şey ne?
-Küçük bir kuzum vardı. Onu çok severdim.
-Sonra?
-Sonra dağdan bir kurt indi. Hayal meyal hatırlıyorum. Sabahın erken saatleriydi. Kuzumla oynuyordum. Uzaktan hırıltılar duydum. Sonra çok korktum, eve kaçtım.
Evin büyük penceresinden olanları gördüm. Kurk kuzuma saldırdı. Her tarafını kan içinde bıraktı. Kuzum çaresizce çırpınarak can verdi.
-Ne hissettin o zaman?
-Çok ama çok üzüldüm. Sanki bir daha hiç mutlu olamayacağım diye düşündüğümü hatırlıyorum.
-İşte tam da bu an. Şimdi sana söyleyeceklerimi iyi dinle. Artık o an yok. O bir kere daha olmayacak. O kız kuzun gibi ölmeyecek. Onu yitirmeyeceksin. Seni hasta eden şey aslında bu hatıranın izleri. Yavaş yavaş güç kazanacaksın ve iyileşeceksin.
Ben o kızla konuşacağım. Belli ki onun da sana gönlü var. İki aylı gecede, ateşin etrafında dans edecek, Hashem’e dua ederek sana şifa yollayacağım. Bir iki aya kalmaz ayağa kalkarsın.
Yeni bir hayat, Satürn hayatı seni bekliyor.
Evet, Satürn’lü kahramanımız iyileşti. Siz de bu hikâyeyi bir düşünün bakalım. Hayatınızın hangi yönünde iyileşmeye ihtiyacınız var?

