KALAN MI GİDER; YOKSA GELEN Mİ KALIR?

Büyük savaş gemisi Mobidik uzunca bir yoldan sonra New York limanına yaklaştı.

Geminin dümeni usta kaptanın ellerindeydi. Hayatını mesleğine adamıştı. Uzun saçlı, esmer, kısa boyluydu. Kendine güvenen edasıyla insanları çok etkilerdi.

Seyir defterine o gün şunları yazmıştı:

“Ve eve dönmek üzereyiz bugün. Gemiyi sapasağlam New York’a getirmeyi başardık. Bu hiç de kolay olmadı. Poyraz rüzgârı tüm gücüyle esiyor. Yelkenler fora. Suda süzülüyoruz.”

Güvertede soluk renkli kıyafetleriyle, yorgun görünüşlü deniz piyadeleri yemek yiyorlar. Öğlen menüsünde pek de güzel yemekler yok. Ekmek, biraz şarap ve biraz peynir. Bunlar uzun süren savaşlardan sonra kalanlar. Kuşkusuz deniz piyadeleri daha fazlasını hakkediyorlar.

Ne de olsa 3 korsan gemisiyle kıyasıya savaşmış tüm gemileri haklamışlardı. Kayıplar vardı tabii, piyadelerin yarısı şehit olmuştu. Korsanlar gemiye çıkmış, piyadelere saldırmışlardı. Piyadeler son güçleriyle savaşmış, düşmanı denize dökmüştü. Başka bir korsan gemisini de toplar ateşleyerek batırmışlardı. Şimdi zaferle eve dönme zamanıydı.

Kaptanımız, karısının onu karşılamasını bekliyordu. Limana yaklaşırken içi içine sığmıyordu. Umut ve sevinçle karaya varmayı bekliyordu.

Sol kolundan yara almış yine de ciddi bir hasar olmamıştı. Kolu sarılıydı. Kasları zedelenmişti. Gemi doktoru korkmamasını söylemiş, onu teskin etmişti. Morfin kullanarak, koluna saplanan kurşunu özenle kolundan çıkarmış, yarayı pansuman yapmıştı.

O çok metanetliydi, böyle hasarlar onu etkileyemezdi. Hayatı, yaşamayı çok seviyordu. Belki de bu yaşam umudu ve düşleri onu bugüne kadar taşımış, nice savaşlardan sağ çıkmıştı.

-Sonunda başardık.

-Çok mutluyum, eve vardık.

Gözleri karısını arıyordu. Ne kadar bakınsa da onu görememişti. ”Ona ne oldu acaba” diye kaygılandı. Acaba başına neler gelmişti? Onu son kez görmesinden 1 yıl altı ay geçmişti.

-Sevgilim, gitmeni istemiyorum bu kez. İçimden bir ses seni bir daha göremeyeceğimi söylüyor. Çok kötü bu his. Seni çok özleyeceğim.

-Hayatım en kısa zamanda sağ salim döneceğim. Geri geleceğim. Şüphen, kaygın olmasın.

Hava kapalıydı. Kıyıda kalabalıklar vardı ama o yoktu. Sıkıntı bastı içini. Derken onunla aynı mahallede oturan eski bir arkadaşı gözüne ilişti.

-Mark merhaba. Karımı arıyorum. Beni karşılamaya gelmemiş.

-Maalesef onu doğumda kaybettik. Bir oğlun oldu. Bebek kurtuldu. Eşim ona gözü gibi bakıyor.

Dünya başına yıkılmıştı. Onca umutla , uğraşla tehlikeleri aşmıştı, ama bu zafer kuşağında kalmıştı.

Yok artık o yok. Kaptanımız yalnız, kaptanımız çaresiz.

“Bunu nasıl atlatacağım? Allah’ım bana bunu neden yaptın?” diye yakardı. İnancı güçlüydü. Ama bu kez öfkesine yenilmişti. Allah’ı suçlamıştı onun ölümünden.

-Stoney, bu senin kaderin. Kimse kaderi alt edemez. Zor ama zamanla kabullenirsin.

Kaptanımız evine doğru yürümeye başladı. Yarım saatlik bir yolu vardı.

 Yürüdü, yürüdü, yürüdü. Bu şoktan nasıl çıkacağını bilmiyordu. Acaba kahramanımıza ne önerirsiniz? Çocuğu ile karada yeni bir hayata başlayabilir miydi?

Hüzün, sıkıntı, umutsuzluk içini kemiriyordu. Bu kadar mıydı? Ona kavuşmayı ne çok düşlemişti!

“Düşler vardır alınmaz.

  Derinden anlatılmaz”

İşte düşünün sonu. Yere çakılmış, köşesine çekilmişti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir