AŞKIN BÜYÜSÜ

Aşk. Hayattaki en güzel şey. Beni mutlu kılar. Çok büyülü. Mükemmel. Kusurların içindeki mükemmellik. Yüksek enerji. Duygusal iyileşme.

Yaşama arzusu. Seyahat ve aşk. Aşk zaten uzak bir diyara seyahat etmek değil midir? Ütopya. Cennet. Bütün kapıların açılması. Her türlü fırsatın gerçekleşmesi. Her doğan günün güzelliği. Yürümek, yollarda el ele yürümek. Özellikle de hayat yolunda.

Arka planda çalan bir barok müziği. Gün batımı. Nefesin üzerimde, ilik ilik. Günü birlikte yatakta sevişirken bitirmek. Tenimin tenine karışması. Keşfetmek. Bedenlerimizin hiç bilinmeyen yerlerini. Kimselere göstermediğimiz yerlerini.

Nefesinin nefesime karışması. Zamanın durması. Gözlerinin gözlerimle kesişmesi. Beraber, bakışarak meditasyon yapmak. Bedenlerimiz kesişirken beraber meditatif kalmak.

Günler geçse de yıllar geçse de hep canlı. Hep enerjik. Hep mutlu. Çünkü düşüncelerimizin arka planında öze bağlantımız var. O bize dinamo gibi hayat enerjisi sağlıyor. Sen de spiritüelsin, ben de.

Müzik aşkımız da var. Yaratıcı olanlarından, bizi uçuranlardan. Sabah müzik, gece müzik. Ruhumuzun gıdası. Müzik oldukça, çalındıkça, dinlendikçe hayat devam edecek. Aşkımız devam edecek. Barış, kardeşlik devam edecek.

Paramız da var. Ben sanattan, sen de terapilerden para kazanıyorsun. Tabii ki bu şekilde sonsuza dek yaşayabiliriz.

Ev işlerini de paylaşıyoruz. EEE, hayat müşterek, değil mi? Hayat nasıl daha güzel olur? Bundan mükemmel bir hayat olabilir mi?

Beraber üç, dört günlüğüne İtalya’ya seyahat. Bundan daha güzel nasıl olur?

Roma’ya, sanatın, mimarinin, dinin yeniden yorumlanması, Rönesans’ta olduğu gibi, bu ruhun kalbine doğru. Orada tarihi bir otelde kalmak. Şehrin iç sokaklarında kaybolmak.

Ellerinin ellerimin içinde olması. Gözlerimin, gözlerinde kaybolması. Zamansız bir şey bu. Zaman durdu. Bu tarihi anlarda, şiirlerimi, hikayelerimi yazmaya devam ediyorum.

Ne de olsa gelecek nesillere yapıtlar bırakmak niyetindeyim. İnsanların hayatlarına değmek istiyorum. Onlara hayatı sevdirip, hayırlı olmak istiyorum. Ne güzel değil mi? Yaşamımın seninki ile birleşmesi, bedenimin senin bedenin ile, benliğimin senin benliğinle ile birleşmesi. Bir olmamız.

Ve gelecek. Gençlik aşısı icat edildikten sonra, hiç yaşlanmamak. Güzel anlar, güzel üretim, güzel varoluş, güzel nefesler, güzel mekanlar, güzel kafeler, güzel hayatlar.

Zaman zaman da şehre inmek. Her seyahatten sonra güzel İstanbul’a geri dönmek. Uzaklarda İstanbul’u özlemek. O güzel tepelerini, o güzel havasını, o taşı toprağı altın şehri. Boğazı, deniz kokusunu özlemek. O güzel insanlarını, parkları, tarihi sokakları. Tramvayı. Rüzgârı nazikçe estiğinde, denizin o çekici bakışlarını yakalamak.

Zamansızlığı, sonsuzluğu hissetmek. Ölümsüzlüğü, anın efendisi olmayı. Kendi çapımızda bir Tanrı, Tanrıça olmayı deneyimlemek.

Birleştirdiğimiz hayatımızın, tüm dünyaya, , tüm evrene mutluluk etkisi yaratması, hayır, bolluk bereket, sağlık, huzur ve hayat aşılaması.

Ve tabii kitap okumak. Ünlü psikologları, filozofları, şair ve yazarları okumak. Eserlerin içinde yaşama yaşam katmak. Hayal gücü ve ifadenin birlikte güçlü etkisi. Kendi eserlerime de bu büyüyü, hayatımızın mükemmelliğini ve neşesini yansıtmak.

O bembeyaz ellerini öpmek. Saçlarının özgür salınımı rüzgârda. Gözlerinin denizinde pupa yelken yol almak. Hayatın gizemli akıntısında, sörf yapmak.

Bu yazı sanki hiç bitmeyecek gibi. Ben yaşadıkça, sen yaşadıkça: Rüzgârın esintisi, ağaçların yemyeşilliği, çayın o muhteşem tadı, kebapların tazeliği, denizin gökle birleşen maviliği, edebiyatın derin çekiciliği, şiirlerin ritmi ve uçurucu özgürlüğü, kedilerin başına buyruk oyunları, kuşların neşeyle ötüşleri, halkın sıcak dostluğu, günlerin ardarda davetkar akışı, güllerin yoğun kırmızısı, anların anlara karışması, hiç bitmeyecek.

Ve bitmesin de

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir