Persona, maske, kimlik derken neyi kastediyoruz?
Ülkemiz, ailemiz, ismimiz, okuduğumuz okullar, karakterimiz, cinsiyetimiz, mesleğimiz, alışkanlıklarımız kimliğimizi oluşturur. Bunlara sabitlenme bilgileri denir. Bu dünyada bunlarla işlev görürüz. Dünya misyonumuzu bunlarla yere indiririz. Hayatımızda bunlar sayesinde toplumda bir yer ediniriz.
Hissedebileceğiniz gibi bunlarda biraz ağırlık vardır. Yerçekiminin bizi çektiği gibi. Bunlar sayesinde topraklanırız. Alt üç şakramız, enerji merkezimiz, dünyevi varlığımız bunlardır ve bunlarda kötü ya da negatif, yargılanacak hiçbir şey yoktur. Bunlar gayet doğaldır.
Dördüncü enerji merkezimizi, kalp şakrası, gönül gözünü çalıştırmaya başladığımızda ilk olarak, bu dünyadan sanki biraz özgürleşiriz.
Ağaçları severiz, kedileri severiz, kuşları severiz. Arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, annemizi, babamızı, eşimizi ya da sevgilimizi, insan kardeşlerimizi severiz. Bu sevginin başlangıcı ….. için sevmektir, en düşük seviyedir. ….. ya rağmen sevmek daha üst seviyedir. Rağmeni de kaldırarak, sevgiye açılmak, sınırsızca sevmek kalbimizi açar.
Ne kadar güzel değil mi, koşulsuz sevmek. Kademe kademe, yavaş yavaş, seve seve, deneyimler yaşaya yaşaya koşulsuz sevgiye daha fazla yaklaşırız.
Tanrı da bizi koşulsuz sever. Her kusurumuzda, her hatamızda, bunları telafi etmemiz için bize yeni yeni deneyimler verir, yeni fırsatlar verir. O sabırlıdır. O sonsuz sevgidir. O bizi hiçbir zaman terk etmez. Bize şah damarımız kadar yakındır. Bütün güzel özelliklerimiz, bütün becerilerimiz bize O’dan gelir. O bize rızkımızı verendir. Kaderimizi çizendir.
Üst enerji merkezlerimiz açıldıkça cennetin özellikleri bize görünür, hissedilir olur. 5. Çakra ifade ve birlik çakrası, altıncı çakra üçüncü göz sezgiler çakrası, yedinci şakra tepe şakrası, kral şakrası yavaş yavaş açılır. Tüm şakralarımızı yoğun nefes çalışmaları ile aktive edebiliriz. Bunların üstünde benim de iyi bilmediğim 4 farklı şakra daha vardır.
Bu üst üç şakra açıldıkça, cennetten ışığı, kutsaldan bilgiyi dünyaya indirmeye başlarız.
Işık işçileri, ışığı tutar ve yeryüzüne indirir. Fırtınada dimdik ayakta duran, gemilere deniz fenerliği yapan bu kişilerdir. Meditasyon yaptıkça bilinç merkezimiz daha genişler. Merkezimizde kaldıkça daha geçirgen oluruz. Negatif enerjiler içimizden geçer gider. Işığı tutma kapasitemiz artar. Meditasyon, farkındalığı artırma, arınma ve görev yapma şeklimizdir.
En önemli görev, kendi üzerimizde çalışmaktır. Çevremize yaydığımız enerji, kendimizin her an farkında olarak meditatif durumda kalarak ve düzenli meditasyon yaparak arınır. Hayat kalitemiz artar. En büyük hizmet budur, ışığı tutmak ve genişlemektir.
Bu dünyada toprakladığımız, karakterimiz, duygu ve düşüncelerimiz, bedenimiz, zihnimiz vardır. Bir de bunları izleyen, tanık olan gerçek kimliğimiz, yani özümüz vardır. Özü ne kadar farkındalıkla yaşarsak, ona tabi olarak yaşarsak o kadar kaliteli, mutlu, sağlıklı, zinde bir hayatımız olur, daha iyi hizmet yaparız, mesleğimizi daha iyi icra ederiz.
Hocamın yorumuna göre özü kimlikten ayırıp, hep özde yaşayabiliriz. Doğaya uyum sağlamış, gerçek kimliğimize, gerçek varlığımıza ulaşmış oluruz.
Duygularımız düşüncelerimiz, bedenimiz sağ elimiz, izleyen, farkında olan, şahit olan da sol elimiz olarak temsil edilebilir. Sol elimizi sağ elimizden ayırırsak o zaman özü yaşarız.
Benim deneyimlerimde sol eli zaman zaman fark ederek, sağ eli yaşadığımızda mutlu olarak yaşayabileceğimi fark ettim. Bir kere fark ettikten sonra sol elin farkındalığı bizden alınamaz, kaybolmaz, yok olmaz. Peki sol elin hayatımızdaki etkisini nasıl artırabiliriz? Tabii ki meditasyonla, farkındalıkla. Düzenli meditasyon yaparsak, sol elin farkındalığını gün içinde daha etkili yaşarız.
Özümüzü yaşamak için meditatif ve farkındalıkla kalın.
Sevgilerimle,
İzzet

