HİKÂYE 4

AYŞE İLE MEHMET

Bir kış günü. Sulu kar yağıyor. Yine de sizi sıcak tutacak kıyafetlerinizi giyerek sokağa çıkabilirsiniz. Kış babanın da farklı bir güzelliği var. Dört mevsimi gören İstanbul’da yaşamak ne güzel. Tarihi ve doğal güzellikleri, alışveriş merkezleri, sanat faaliyetleri, harika restoran ve kafeleri ile büyüleyici bir şehir. Sadece trafik ve pahalılık sorunu var. Ama gülü seven dikenine katlanır. İstanbul, dışına doğru genişliyor. Demişler ya: “Taşı toprağı altın.”
Hikayemiz İstanbul’da bir TRSM yani toplum ruh sağlığı merkezinde geçiyor. Devletimiz bu tedavi merkezlerini açmış, muayene ve ilaçları ücretsiz almamızı sağlamış. Şükürler olsun.
-Merhaba. Benim adım Ayşe.
-Benim adım da Mehmet. Tanıştığımıza memnun oldum.
-Biten ilaçlarımı yazdırmaya geldim. Doktora muayene olduktan sonra psikolog hemşireye de uğrayacağım.
-Ben de ilaçlarımı değiştirmek istiyorum. Tabii ki doktorumuz kararı verecek. Fakat gün be gün çok rahatsız oldum. Bazı günler maniye kapılıyorum. Aşırı bir enerji içimi kaplıyor, geceleri uyku tutmuyor. Aşırı alışveriş yapıyorum, her gün başkası ile görüşüyorum. İştahım da çok açıldı. Her gün deli gibi yemek yiyorum. Kilo da aldım.
– Benim şikâyetim de takıntılarım. Çantamı defalarca açıp kapatıyorum. Düşüncelerim beni rahatsız ediyor. Aç kapa aç kapa. Yeniden ve yeniden. Evden dışarı çıkarken defalarca her şeyi kontrol ediyorum. Bir kez bakmak mantıklı fakat ben yarım saat, bazen kırk beş dakika bu yüzden evden dışarı çıkamıyorum. İlaçlar iyi geliyor fakat hastalığım tam olarak iyileşmiyor.
– Ben bazı aylar maniden çıkıp depresyona giriyorum. İsteksiz oluyorum. Bakımımı ihmal ediyorum. Sabahları uyanmakta zorluk çekiyorum. Uykularım da düzensiz oluyor. Doktora bunları anlatacağım. Bana yeni bir tedavi uygulasın diyeceğim. Senin insan ilişkilerin nasıl?
-Benim gibi hasta olan arkadaşlarımla sosyalleşiyorum. Her gün bu TRSM’ye gelerek sohbetlere katılıyorum. Sen de buraya gelebilirsin Mehmet, aklında olsun. Buradaki arkadaşlar dost canlısı. Bu TRSM’de bazı günler müzikle, bazı günler resimle terapiler oluyor. Bu atölye çalışmalarına mutlaka katılmalısın.
-Evet, bunu senden öğrendiğim iyi oldu Ayşe. Ben de her gün buraya geleceğim. Ve sohbetlere katılacağım. Görüyorum ki burada kızlı erkekli bir grubunuz var. Arkadaş olmak, beraber hayatı paylaşmak ne kadar güzel.
-Biz buraya gelen herkesi kabul ediyoruz. Buradakiler çok ağır hasta değil. Ağır hastalar hastanede kalıyor.
-Beni de aranıza alın. Ben de sizlerle konuşmak, tanışmak, arkadaş olmak istiyorum.
-Tabii ki aramıza alırız. Yeter ki sen iste.
-Buradan çıktıktan sonra, öğleden sonra evinde ne yapıyorsun?
-Ben resim çizerim. Karakalem. Yolda gözüme çarpan evleri, insanları fotoğraflayıp sonra evde resmederim. Çocukluğumdan beri resme kabiliyetim var. Hayatı, olduğu gibi resme aktarmayı çok seviyorum. Ya sen ne yaparsın evinde?
-Ben de psikoloji kitapları ve romanlar okurum. Jung’u çok severim. Spiritüel psikolojiyi başlatan o. Arşetipler içimizde yaşıyor ve çok anlamlı. Persona, gölge kişilik, anima ve animus en belirgin arşetipler. Engin Gençtan, Irvin Yalom, Viktor Frankle, Doğan Cüceloğlu’nu çok severim. Ayrıca, Nevzat Tarhan beyi de severim.
-Romanlardan hangilerini seversin?
-Klasikleri severim. Balzak’ın uzun tasvirlerinden sıkılıyorum. Dostoyevski’nin psikolojik tahlilleri mükemmel. Freud, Dostoyevski’yi referans olarak gösterirmiş kitaplarında. Türk edebiyatından Sabahattin Ali ve Sait Faik’i severim.
-Ben Sabahattin Ali’den hiç okumadım. Tavsiye eder misin?
-Ben politik görüşleri yüzünden insanları birbirinden ayırmıyorum. Her görüşten, her inançtan olabilirler. Yeter ki insan olsunlar.
-Tabii ki. İnsan sevgisi olsun içlerinde. İnanç ve düşünce özgürlüğüne ben de inanıyorum.
-Din, dil, ırk ayırımı yapmadan hem Türkiye’mizi hem de tüm dünyayı kucaklıyorum.
-Ben de öyle. Yeter ki insanın gönül gözü açık olsun.
-Ne güzel ki burada karşılaştık. Bundan sonra burada, diğer arkadaşlarla da kaynaşıp dostluk kuracağım.
-İşte bu telefon numaram. Beni ara.
Ve bu iki değerli insan hasta olsalar da mutluluğu yaşayabiliyorlar. Aslında hastalıkları onlar için hayırlı. Allah hiç sebepsiz dert verir mi? Onların farkındalıkları artsın, realiteleri yükselsin diye, kendilerine vakit ayırabilsinler diye bu hastalıkları var. Onları hasta diye küçümsemeyin, onlar insan gibi insan, değerli, nadide ve dost canlısı. Bir gün sizinle İstanbul’da bir kafede laflamak, onların dostluğu gibi bir dostluk kurmak dileğiyle görüşmek üzere. Esen kalın.

İzzet KARAAĞAÇLI