TİBETTE MEDİTASYON
Tibet’te bir gün doğumu. Güneş doğmak üzere. Tüm insanlık güneşin doğmasını bekliyor. Hayat, tüm güzellikleriyle insanlara umut veriyor, herkesi besliyor. Ve gün doğuyor.
Manastıra geleli iki yıl olmuştu. Günlük işleri yapıyor, oraya uyum sağlamaya çalışıyordu. Huzurlu ve mutluydu. Hayırlar onu buluyor, her geçen gün spiritüel yolculuğunda onu dönüştürüyordu. Gün doğmadan uyanıyor, gün boyunca manastırda işlerini yapıyordu. Yaprakları temizlemek, yemekleri hazırlamak, bahçedeki bitkileri sulamak gibi.
Her akşam mürşidi ile konuşmalar yapıyordu. Ona çok güveniyor, dediklerini bir bir uyguluyordu. Ne de olsa o mürşidiydi. Bir bildiği vardı kuşkusuz. Kozasının içinde kelebek olmayı bekleyen minik bir kurttu.
Beklemek ilaç gibiydi. Sabretmeliydi. Ne demişler: Sabreden derviş muradına ermiş!
-Hocam bugün ne anlatacaksınız?
-Meditasyonu anlatacağım.
-Merakla bekliyorum.
-Dinle çekirge. Dalgalar düşüncelerin ve duygularındır. Aynı zamanda başka kişilerin sana söyledikleridir. Dalgalar gelir. Dalgalar gider. Bırak, kendini ve zihnini serbest bırak. Bırak gelsinler ve gitsinler.
-Evet hocam, anlıyorum.
-Dalgaları izle, nazikçe, zihnini zorlamadan. Bırak gelsinler ve gitsinler. Onlara müdahale etme. Ve bir süre sonra arka plandaki boşluğu fark edeceksin. Arka plan senin özün. Gerçek benliğin.
-Egoyu da anlatır mısınız?
-Arka planda ego yok olur. Öze ulaşırsın. O senin Tanrısal tarafın. Bunu gün içinde hatırla ve uygula. Dalgaları izle. Dalgalar gelir, dalgalar gider. Geriye ne kalır? Arka planda ne var?
-Harika. Şu an sizi dinlerken de uyguluyorum. İçimde sebepsiz bir mutluluk ve huzur var.
-Evet şimdi nektardan tattın. Doğru yoldasın.
-İçimde aynı zamanda bir sevgi uyandı.
-Sevgi de uyanır tabii. Bu senin özün. Aydınlanacaksın.
-Aydınlanmayı biraz anlatır mısınız?
-Aydınlanma aslında doğal halimiz. Bu herkesin içinde var. Bu meditasyonu yaptıkça düşüncesiz konuma gireceksin. Fakat bu düşünmemek değil. Zihnini yine, gerektiğinde kullanabilirsin. Nazikçe, kendi haline bırakarak, kontrol etmeden.
-Aydınlanmayı çok istiyorum hocam!
-Tabii ki. Ama bu istekten de özgürleşmelisin. İstedikçe o senden kaçacak, uzaklaşacak. Bunu herkes ister. Sebat et. Bir gün kozandan çıkacak, kelebek olacak, uçacaksın.
-Çok güzel, uçmak istiyorum.
-Sen anlattıklarımı her gün uygula ve bana güven.
-Size çok güveniyorum, sevgili hocam.
-Şimdi rahat bir uyku çek. Yarın manastır işleri seni bekler. Yerleri süpür, manastırın bahçesini ve içini temizle. Sabırla ve inanarak bu çalışmaları tekrarla. İnanç, yolun başında da sonunda da olmalıdır. Aydınlandıktan sonra da Allah’a inanmalısın. O senin hem içinde hem dışında. O her şeyin içindedir. Ayrıca cennetlerin üstünde, mutlak iyi, sonsuz sevgi olarak da vardır. O ceza vermez, seni gözetir. Dua etmeyi unutma. Aydınlanma olduktan sonra sebepsiz mutluluğa ulaşacaksın.
-Teşekkür ediyorum sevgili hocam.
Evet konuşmaları okudunuz, izlediniz. Acaba siz hangi alemdesiniz? Siz de meditasyonu uygulamak ve Allah’a inanmak ister misiniz? Ben sizin dharmanıza, yani hayat yolunuza karışamam. Sadece öneriler verebilirim. İlham kaynağı olabilirim. Bu sizin kendi seçiminiz. Sizleri sevgi ile uğurluyorum. Gelecek hikâyede buluşmak üzere.
İzzet KARAAĞAÇLI
